3 Nesli Icine Sigdiran Cadir…

7 yil sonra yeniden KI (Kangaroo Island)’a tatile gittik. Cogu dogma buyume Ozi (Avustralyali), bu guzel kara parcasina hayatlarinda bir kere bile gitmedigi icin bunu duyanlar fena halde sasiriyor. Mesela deniz fenerindeki rehber, hayretini ve mutlulugunu bir arada, “Sadece 8 yildir Avustralya’da yasiyorsunuz ve bu 2. gelisiniz mi, ne harika” seklinde dile getirdi. Cunku adaya ya kisi basi 1000TL’lik bilet alip ucakla ya da dunyanin en pahali feribotu ile ulasilabiliyor.

5 cent’iniz cikismazsa $100’lik alisverisinizi reddedecek kadar enteresan bir para anlayisina sahip yerel halk bu durumu protesto ediyor. Fikriniz olsun, sadece 15km uzakliktaki adaya araciyla gitmek isteyen 3 kisilik bir ailenin feribota odemesi gereken ucret 1500TL, metre basina bu kadar yuksek fiyat bicilen bir baska ulasim yolu biliyorsaniz paylasin lutfen, bilgilenelim!

Bu tatili ozel kilan unsur, iki gece ust uste cadirda kalacak olmamiz… 3 nesil (Dede, ogul, torun) Cumartesi sabahi saat 7 olmadan yola ciktik. Senem, kopeklere otel bulamadigi icin gonullu bekci oldu ve evde kaldi. Dokuz gibi gemiye kabul edildik; sofor araba icinde ama yolcular yayan olarak. Bu orjinal uygulamanin sebebini bilmiyorum, zira artik kurallari tipik bir Ozi gibi sorgusuz sualsiz kabul etmeyi ogrendim. 45dk’lik bir deniz yolculugunun ardindan yine kizim ve babamdan ayrilip alt kata inip, arabaya bindim. Onlar diger yolcularla beraber tek sira halinde inerlerken, ben de suruculer takimiyla birlikte ciktim karaya.

Ilk is kamp yerine varip cadir kurduk. Masa, sandalye, silte ne varsa hazir ettik ki donuste yorgun argin ugrasmayalim. Nitekim ada hemen hemen 3 Istanbul buyuklugunde… Oyle bir yerden bir yere gitmesi kolay degil yani! Neyseki trafik yok, nitekim nufus Istanbul’un 10binde 3u kadar. Burasi orman yuruyusu, kum sorfu, yunus, balina ve fok gozlemleme, sarap bagi ve ari ciftligi gezileri, su urunleri tadimi, binicilik, golf, magaracilik, tarihi ve kulturel turlar gibi her zevke hitap edecek turlu cesit aktiviteyi barindiriyor icinde.

Saat 11 olmadan basladik ada maceramiza; ilk hedef fok sahili. Dunyanin en buyuk 3. kolonisi burada ve sere serpe yatiyorlar beyaz kumsalda. Onlari rahatsiz etmeyecegimiz bir mesafeden doyasiya seyrettikten sonra canimizin cektigi bir koya park edip snorkel yaptik. Fazla acilmamaya ozen gostererek tabii; malum burasi Buyuk Beyaz’in arka bahcesi! Fakat tehlike hic ummadigimiz bir yerden geldi… 1 mt’lik suda Kutu Denizanasi denen ve oldukca zehirli bir turle karsilastik.  Ulkenin kuzey dogusunda sikca gorulen bu turun guneyde de yasadigini bilmiyordum. Ustumuzde dalis kiyafetlerimiz yoktu ve tedbiri elden birakmamak amaciyla daha da sig kisimlara yoneldik. Tropik sulardan asina oldugumuz renk cumbusu yoktu ama yine de guzel bir deneyimdi.

Aksam uzerine dogru meltem ruzgara dondu ve biz de geri donduk. Bir de ne gorelim, bizim gecici konaklama mekanimiz yerle yeksan. O kadar kuvvetli esmis ki, icinde yeterli agirlik olmayan cadir cokmus. Tum emeklerin bosa gitmesinin hayal kirikligini cabucak atlattik ve alti elle yeniden insa ettik. Tavani ayakta tutak 3 direkten biri kirilmisti ama bir sekilde cozduk sorunu. Garanti olsun diye, babamin onerisiyle, cadirin ruzgar alan taraftaki iplerini, arabanin jantlarina bagladik. Saglamdi; hem cadirimiz hem moralimiz 🙂 Insan galiba, normal duzeninin disindayken daha toleransli oluyor kucuk aksiliklere.

Seyyar ocagimizda corba ve noodle pisirdik, noodle’in ustune konserve tavuk koyduk. Ustune sallama cay ve Anzac biskuvisi yedik. Niyetimiz teleskopu kurup yildizlari seyretmekti ama cadirimizi yikan ruzgar ne kadar bulut varsa bulup getirmis, ustumuze biriktirmis. Yagmur da atistirmaya baslayinca erkenden yatmaya karar verdik. Sisme yataklarin ustune uyku tulumu ihtiyacimiz olan konforu sagladi ve cok gecmeden uyuduk. Sabaha karsi 3te bombardiman sirenleriyle zipladik.

Disari firlayip diger kamp sakinlerine baktim. Onlar da disaridaydi ama kimsede bir olaganustuluk yoktu. Sanki ders zili calmis, okula gidiyorduk. Internetten alarmin dusen yildirim sebebiyle cikan bir yangina isaret ettigini ogrendik. Sirenler kesilince herkes yarim kalan ruyasina dondu. Sabah gayet dinc basladik gune, yine yogun bir program bizi bekliyordu, erkenden ayrildik kamptan. Aksam ustu donduk yuvamiza ve cadirin yikilmadigini gorduk. Bu bile sevinmemize yetti 🙂 Megerse cilemiz varmis cekilecek…

Once yemek sirasinda tup bitti ve misir ununu tam pisiremedigim icin corba gibi bir polenta yedik. Ardindan karanlikla birlikte firtina azitti, yaz yagmuru kivamindan cikmisti artik olay. Uyku tulumlarimiza sarilip, simsek isigi ile gokgurultusu sesi arasindaki zaman farkindan mesafe tahmini yapmaya basladik. Gittikce yaklasiyordu alcak basinc merkezi, 60, 45, 26, 11… Arabaya binip, acil durum toplanma alanina gidelim diye dusunmeye basladik. Ayni siren yine duyulunca attim kendimi disari.

Ortada dikilip saganak altinda digerlerinin ne yaptigina bakmaktansa kosa kosa yakindaki tuvalete gittim. Oradan vaziyete baktim; tecrubeli “ogrenciler” her zamanki sakinliklerini koruyorlardi. “Teneffus zili”ne ragmen kulak kabarttim, belki bir sey ogrenirim diye, ama konusmaya deger bir olay degildi herhalde. Yerime donerken siren susmustu. Babam ve kizima iyi geceler dileyip yattim yeniden.

Pazartesi uyanir uyanmaz cadiri topladik, kahvalti ettik ve son gunun aktivitesini sectik. 2de iskeleye donup feribota bindik. Yoldan Senem’e telefon edip son havadisleri aldik, asayis berkemaldi, dunya donuyordu… Yoklugumuzu ailemizin 4 ayakli fertleri disinda fark eden olmamis. 2 bucuk gunluk dolu dolu tatilin sonunda sevgili karimdan, neden yeterince fotograf cekmedin diye firca yedim. Bu yaziyi da kendimi affettirmek icin yaziyorum, dilerim makbule gecer!

IMG_4102

 

Advertisements

İşte Başladık…

Yeni yıl, sanılanın aksine, havaifişek görüntüleri eşliğinde gelmez bize! O alanda Sydney ile yarışamayacağını bilen mütevazı Adelaide halkı, eski yılı plaj partisiyle uğurlar. Mesela bu fotoğraf da 2016ya ait… Ama bu sene maalesef öyle olmadı. Çünkü iklim değişikliği, artık üzerinde siyasilerin spekülasyon yapabileceği bir konu değil, çağımızın acı bir gerçeği. 2018 umarım insanlığın doğaya zarar vermeye son vereceği bir milat olur.

Dün gece uzun kollu ve kapişonlu kıyafetlerimizi giyip öyle indik sahile. Bulutlu bir gökyüzü ve açıkta kalan yerlerimizi ısıran bir rüzgar karşıladı bizi. Kısa bir yürüyüş sonrası eve dönüp piyango biletimize amorti çıktığını öğrendik. Hiç yoktan iyidir deyip şansımızı tombalada denedik. Saatler gece yarısını müjdelediğinde şampanyamızı patlattık. Gazlı baloncukları ailecek yutarken, herkese sağlık, huzur ve bereket diledik. Sizi seviyoruz!

Capture

2018 Wisdom in 10 Steps

Capture

  1. Knowledge frees you from worry
  2. Goodness saves you from suffering
  3. Determination keeps fears away
  4. You’re the only person responsible for your success
  5. You must believe you can
  6. Focus is everything
  7. Persistence always wins
  8. Approach failures as opportunities, they are necessary to learn a lesson and to progress
  9. A stiff apology is a second insult, either don’t put yourself in such a position or mean it when you do
  10. Life is a journey of countless baby steps, and you’d need good friends to support you along the way!

Kahramanlığa Övgü

Konuşmak, yazmak, resim yapmak, müzik çalmak… Üretmek, sunmak, paylaşmak… Ne kadar cesurca! Bu aktivitelerin en basitinde bile, bir fikrin, bir duygunun dışa vurumu mevcut; bize ait bir sırrın ifşası söz konusu.

Kendimizi ifade ettiğimiz anda başkalarına itiraz hakkı veriyoruz. Beğenilmemeye, onaylanmamaya davetiye çıkartıyoruz. Sert kabuklarımızı aralıyor ve en yumuşak yerimiz olan ruhumuzda, insanların bize saldırabilecekleri bir açıklık oluşturuyoruz. Dudaklarımızdan dökülen, kalemimizden çıkan tek bir sözcükle bile acımasızca yargılanma riskini göze alıyoruz.

Susmak, yorum yapmamak, ilgisiz kalmak kolay. Ama birey olarak en asil ödevimiz, bize bahşedilmiş bu hayatı yaşamak, kapasitemizi keşfetmek, mucizeleri deneyimlemek değil mi? Öyleyse soyunun zırhlarınızdan ve yaratmaya başlayın. Biz de eleştiri oklarımızın uçlarını köreltip atalım ki, canınız fazla yanmasın.

Sahneye bir kez ayak bastınız mı, seyirci olmanın sorumluluklarını daha iyi kavrayacaksınız. Her birimizin içinde özgün bir sanatçı var; oraya en büyük sanatçı tarafından yerleştirilmiş. Bu gerçeğin ayırdına bir kez vardıktan sonra geri dönüş yok; barış dışında bir seçenek yok.

Kahraman olmak zor değil, herkesin omuzlarının üstünde güçlü bir silah ve elinin altında dünyayla bağlantı sağlayan bir araç var. Hedefe ulaşmak için tek ihtiyacınız, olan biteni önemsediğinizi gösterecek cesaret. Ben kendimi öne attım ve döktüm içimi satırlara. En azından okuyun dostlar!Kedileri seven adam SonR